Bizim topraklarımızda yetişen vitamin deposu, aynı zamanda dıştan bakınca ağızları sulandıracak kadar güzel görünen bir meyve düşünün. Batı, önce bu meyveyi bizden aldı. Daha sonra içinde bulunan vitaminleri yok edip, dış görünümünü daha da güzel hale getirdi. Sonra da meyveyi tekrar bize sattı. Üstelik bizde yetişenden daha güzel, daha faydalı, daha lezzetli olduğuna bizi inandırdı.

Son 20 yıldır toplumumuzda hızla yayılan kişisel gelişim akımını yukarıdaki örneğe benzetebiliriz. İslam’ın bize önerdiklerini, bugün biz batıdan alır hale geldik. Yalnız bir eksikle alıyoruz. Kişisel gelişimin içerisinde manevi gelişimi yok sayarak… Batı bizi geliştirmiyor, değiştiriyor! Bu değişim, insanın isterse her şeyin üstesinden gelebileceğini aşılarken bizi Allah’tan uzaklaştırıyor.

Yeter ki istesin, insanın başaramayacağı şey yoktur anlayışı, batının bize dayattığı kişisel gelişimin temelini oluşturuyor. Oysa çok açıktır. İnsan istediği her şeyi başaramaz! Evet, insan önce istemeli, Allah’tan istemeli, sonra kendi üzerine düşeni yapmalı, başarıyı yakaladığında ise başarının kendinden olduğu hissine kapılmayıp, Allah’ın lütfu olduğunu unutmamalı. Ve tabi şükür…

Bugün binlerce kitabıyla batı zihinlerimizi bulandırırken, binlerce kitap benzer şeyleri farklı söylemlerle anlatıyor. Etraf, o kitaplardan alıntılar yaparak insanlara istediği her şeye sahip olabileceğinin yolunu gösteren kişisel gelişim uzmanlarıyla doldu.

Madem isteyince oluyor, maden her istediğini insan başarabiliyor. Bu ayakları bir türlü yere basmayan kişisel gelişim uzmanları, yaşam koçları vb. gibi hayatın sırrını çözmüş olağan üstü insanlar acaba gerçekten ortalama bir gelire sahip kişisel gelişim uzmanlığını mı seçmişlerdi?

Bir insan kendini tanımalı ve geliştirmeli! İnsan kendini tanırsa yüce yaratıcısını daha iyi tanır. Tek başına batının dayattığı kişisel gelişim, insanı geliştirmek şöyle dursun, İslami düşünce yapısından da uzaklaştırır.

Kişisel gelişim; bize çalışkanlığı aşıladığı, başarıya hazırladığı ölçüde anlamlı ve faydalıdır. Manevi ve ahlaki gelişimi gizleyen kişisel gelişim, gelişim değildir. Bir de insanı her şeyin merkezine koyarak “Sen istersen her şeyi başarabilirsin!” gibi güdülerle ilerletmeye çalışıyorsa bu bir ilerleme değil, aksine gerilemenin ta kendisidir.

Bu arada Bediüzzaman’ın muhteşem bir sözünü de bu yazıya eklemeden geçmemek gerekir. Bu söz, belki de kişisel gelişim adına yazılmış binlerce kitabın temelini oluşturur. “Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.” 

“Sen istersen her şeyi başarırsın!” yanılgısı

Batının kişisel gelişim anlayışı; materyalist, kapitalist, rekabetçi, sınırsız, baskın ve her ne olursa olsun kazanmaya endeksli bir yaklaşımı savunur.

Batı, kişisel gelişim kitaplarında bir kişinin hayata tutunup yaşama sevinci üretebilmesini şu şartlara bağlamıştır: Hedef belirlemek, öz güven, farklı bakış açısına sahip olmak, motivasyonu sürekli yüksek tutmak, zamanı iyi yönetmek, tecrübe kazanmak, başarı odaklı olmak, değişime ayak uydurmak, sosyal iletişim kurmak, davranış geliştirmek ve kendini yenileyebilmek.

Evet, bütün bunları yapmak gerekir; ancak kitaplar bunların yanında insanı merkeze koyup, olağanüstü bir varlık olarak tanımlıyorsa, kişisel gelişimi manevi yönden gelişim olmadan tamamlamaya çalışıyorsa, aslında bir gelişme olmayacaktır.

Olması gereken; insanın kendinin farkına varmasıdır. Ancak o zaman Allah’ın farkına varacak, külli irade ve cüzi irade kavramlarını daha iyi anlayacaktır.

Gerisi zaten Müslümanların yapması gerekenler arasındadır. Mesela; Müslüman ümitsizliğe düşemez, amaçsız ve hedefsiz olamaz, başıboş bir şekilde hayatını sürdüremez, insanlara karşı saygılı olur, tebessümü yüzünden eksik etmez. Allah’ın yardımını ister ve başarmak için elinden geleni yapar.

Başarılı olmak, mutlu olmak anlamına gelmez.

Başarıya giden yolda insanın kontrol edebildiği faktörler sınırlıdır. İnsanoğlu kendi iradesini ortaya koyduktan sonra Allah’ın iradesini beklemelidir. Başarıları karşısında ise bu başarının sadece kendi gayreti ve çabası sonucu oluştuğunu düşünmemelidir. Önce Allah istediği için sonra kendi üzerine düşenleri yerine getirdiği için olduğunu bilmelidir. İnsan başarılar sonucu şükredip tevazu göstermelidir.

Batı kaynaklı kişisel gelişimde başlıca yanılgılardan biri de “İnsan başarılı olursa mutlu olur.” anlayışıdır. Oysa sadece başarı, ferdin ve toplumun hayatına huzur getirmek için yetmemektedir. Fertlerin çok eğitimli ve başarılı, buna bağlı olarak kişi başına düşen milli gelirin çok yüksek olduğu toplumlarda, intihar oranlarının yüksekliği ve kişilerin mutsuzluğu bunun bir delilidir. Mesela Belçika’da ortalama 18.000, Fransa’da 16.000, İskandinav ülkelerinde (Norveç, İsveç) 15.000, Japonya’da 23.000, Amerika’da 12.000 insan her yıl intihar etmektedir.

Batı kaynaklı kişisel gelişimde her şeyi tek başına başarabileceğini düşünen insan, azıcık sürçüp düştüğü bir yerde bütün bütün ümitsiz kapılıp; tutunacak yer bulamıyor ve bir daha da doğrulamıyor. Sonrasında ise hayatını kendi eliyle sonlandırma yolunu seçiyor.   

Müslüman düşüncesinde başarı, Allah tarafından bahşedilmiş bir lütuf olarak görülür ve kişi, başarının asıl sahibi olarak kendini görmez. Bunların elinden gitmesi durumunda da umutsuzluğa kapılıp üzülmez. Bilir ki, başarı da başarısızlık da Allah’tandır.  

Kişisel gelişim akımının doğduğu Amerika, dünyanın en mutsuz toplumlarından biridir. Bireyler yapayalnızdır. Batının materyalist ahlakçılığı, Hıristiyanlığın karşılamadığı noktalarda Uzakdoğu dinleriyle tamamlanan evren görüşü toplumumuzu da aynı bunalıma sürüklemek üzere kurgulanmıştır.

Bir şey sadece onu istemekle olmaz!

Önce şunu bilmek gerekir. Gelişim kolaycılık değildir. İstediğiniz şey; para, saygınlık, mevki her ne olursa olsun sadece istemekle olmaz. Batı kaynaklı kişisel gelişim kitaplarından biri olan, çok satanlar listesine girmiş “The Secret” ı bilirsiniz. Çekim yasasından bahseder. Olumlu düşüncelerin sonucunda insanın olumlu şeylerle karşılaşacağını, güzel şeyleri hayal etmenin güzel şeyleri çekeceğini söyler. İstenilen her şeyin böylelikle elde edilebileceğini, seçilen ve hayal edilen şeylerin büyüklüğüne bakmaksızın gerçekleşebileceğini insanın bilinçaltına yerleştirilmesi, onu gerçeklerden de uzaklaştırmaktadır.

Binlerce kitaptan alınabilecek bilgiyi, belki çok uzun yıllar edinilebilecek tecrübeyi bir kitaptan almak mümkün müdür? Ya da bir saatlik dersin sonunda hayatının tamamen değiştiğini görmek…

Sen istedikten sonra her şeyi başarırsın, güç senin içinde, bu kitabı okuduktan sonra etrafında binlerce dostun, saygın bir kişiliğin, cüzdanında da milyonların olacak. Yeter ki sen iste! Hele bir de içindeki devi uyandır bak neler olacak? Gelişim ve değişim bu kadar kolay olsaydı insanlar arasında ne sınıf farkı, ne de gelir farkı olurdu. Herkes ulaşmak istediği noktaya ulaşmış olurdu. Dünyanın ve dünyadaki imtihanın bir önemi de olmazdı.

Bedava ya da bedelsiz başarı olmaz. Başarıların arkasında evvela Allah’tan isteme ve onun yardımına muhtaç olduğunun bilinci, inanç, azim, kararlılık gibi faktörler yer alır. İnsan sadece güzeli hayal ederek güzel olana ulaşamaz. Şayet öyle olsaydı çevremizde gördüğümüz her insan zengin, saygın ve başarılı olurdu.

Bir şeyin olması için insanın çalışması, istemesi, gayret göstermesi oldukça önemlidir; ancak unutulmamalıdır ki, en başta Allah’ın o şeyi nasip etmiş olması gerekmektedir.

Gökhan ZAFER