Haber programlarında rastladığımız çöp evleri bilirsiniz. “Yaşlı kadının evinden beş kamyon çöp çıktı!” başlığıyla duyduğumuz haberin detayında kadının dışarıda ne bulursa evin içine getirdiği, işime yarar mı yaramaz mı? diye düşünmediği çöp evler… Bazen de çevreleri, evleri temiz olduğu halde insanlar zihinlerini çöple doldururlar. Gördüğü, duyduğu, bulduğu her bilgiyi veya görüntüyü işlevine bakmaksızın zihne almak ileride çöpten bir zihnin ortaya çıkmasına neden olur. Faydalı ve faydasız aynı yerde olduğu bu çöp zihinde siz faydalıya ulaşmaya çalışırken faydasızların arasında kaybolursunuz.  

Sokakta sıra sıra dizilmiş reklam panoları, neredeyse bir güne iki tane sığdırmaya çalıştığımız diziler, internet ve yanımızdan bir saniye ayırmadığımız cep telefonları, tabletler… İşte zihnimizi yoğun bir bombardımana tutan baş aktörler. Bu kadar görüntü ve ses karşısında zihnimiz gün geçtikçe daha çok yoruluyor. İstediğimiz eğer bizim için gerekli olan bilgiye en kısa sürede ulaşmaksa bu pek mümkün olmuyor.  Çünkü bu karmaşanın ve bilgi kirliliğinin içinde aranan bilgiyi bulmak kolay olmuyor.

Zihin kirliliğini, insanın hayatının hiçbir döneminde ihtiyaç duymayacağı ve kullanma ihtimalinin olmadığı boş, anlamsız, fikri alt yapısı olmayan işlerle meşgul olmasıdır. Belki farkında olmuyoruz ama gördüğümüz, işittiğimiz bu faydalı faydasız bilgiler beynimizin bir köşesinde yer ediyor. Her akşam seyrettiğimiz dizilerdeki oyuncuların bile karakter ismini gerçek ismini özel hayatını vs. zihnimize yerleştiriyoruz. Hiçbir manevi değeri olmayan, bilimsellikten uzak, cinsellik ve adam öldürmeye yönelik senaryolarla reklam pastasından daha çok pay alabilmek için izleyici karşısına çıkan diziler ve seviyesiz programların zihni nasıl bulandırdığını, çöpe çevirdiğini tahmin bile edemezsiniz. “Söyleyeceğim, biliyorum, dilimin ucunda ama aklıma gelmiyor.” , “pencereyi kapatmış mıydım?” , “Kapıyı kilitlemiş miydim?” , “Ocağın altını söndürmüş müydüm?” , “Bu adamın adı neydi acaba?” gibi pek çok cümlenin sonunda unutkanlık ortaya çıkıyor.

Bilgisayarınızı düşünün, karşınıza çıkan her şeyi kaydetseniz, programlar yükleseniz, virüs bulaştırsanız ne olur? Bilgisayarınız yavaşlar, isteklerinize cevap veremez hale gelir, ekran donar kalır. Çare format atmaktır. İnsan zihni de böyledir. Aşırı ve gereksiz yüklemeler sonucu bilgisayar gibi çökmez ancak; unutkanlık gibi etkiler doğurur. Aslında beynimizi yoran fazla bilgi depolamak değil. Zaten beyin yorulmaz. Beyni yıpratan, faydasız ve boş şeylerle doldurulmasıdır. Albert Einstein’ın kendi evinin telefonunu ezbere bilmediği söylenir. Kendisine, “Sizin gibi bir deha nasıl telefon numarasını ezbere bilmez?” diye hayretle soranlara , “Bir defterde rahatlıkla bulabileceğim bir bilgiyi neden zihnimde tutayım?” dermiş.

Günümüzde televizyon, bilgisayar ve cep telefonunun olduğu her yerde kontrolsüz kullanımlar sonucu büyük bir zihin kirliliğine maruz kalıyoruz. Türk halkı olarak günde ortalama 5 saat televizyon izlerken yılda sadece 6 saat kitap okuyoruz. Reklam müziklerini mırıldanıyor, replikleri ezberliyoruz. Seyrettiğimiz dizi başladığında hayatı durduruyor her sahnesini beynimize kazıyoruz. Zihnimiz sürekli farklı görüntü ve seslerin saldırısı altında… Göz harama bakıyor, kulak kötü sözler duyuyor, dilden kötü sözler dökülüyor.

Gökhan ZAFER