Bir söz vardır “Hiç kimse sıranın kendisine geleceğini bilmese, sizin konuşmanızı dinlemez.” diye. Ne yazık ki herkes için geçerli olmasa da böyle bir gerçek var. İnsanlar karşısındaki konuşurken ya dinlemiyor ya da sıranın kendisine geldiğinde neler konuşacağını planlıyor.

Konuşmak ve susmak ne kadar önemliyse dinlemekte o kadar önemlidir. Maalesef eğitim sistemimizde henüz dinlemeye yönelik çalışmalar yok. Konuşmak önemlidir ancak; dinleme olmasaydı konuşmanın ne önemi olurdu? Mevlana Hazretlerinin çok bilinen bir sözü var hani, “Sen ne söylersen söyle, söylediğin karşıdakinin anladığı kadardır.” yani konuşmak ve konuşanın ne konuştuğunun önemi sadece karşıdakinin dinleyip anlaması kadar. 

Konuşan birisini dinlemek, dinleyene inanılmaz faydalar sağlar, her şeyden önce karşımızdakine saygılı olduğumuzun bir göstergesi olur. Bu saygıyı karşı taraf hisseder ve o da size saygı gösterir karşılıklı saygı sevgiyi getirir güçlü ilişkiler kurulur. Psikolog Dr. Joyce Brothers “Yağ çekmenin en samimi biçimi taklit etmek değil, dinlemek olabilir.” diyor. Anlatılanlara ilgi göstermeniz anlatana değer verdiğinizi gösterir. Anlatılanlara ilgi göstermemekte anlatana değer verilmediği şeklinde algılanabilir. Aslında değer verdiğimiz herkesi patronumuz gibi dinlemeliyiz. Şöyle ki; patronunuz sizi odasına çağırıp maaşınıza yapacağı zamdan ya da pozisyonunuzda yapacağı olumlu değişiklikten söz ederken onu nasıl can kulağıyla dinlersek işte o şekilde dinlemeliyiz bizi seven ve bizim sevdiğimiz insanları

Dinlemenin en önemli faydalarından biri de; öğrenme ve fikir üretmektir. İyi bir dinleyicinin bilgi birikimi dinlemeyene göre daha fazladır. Bilgi birikiminin artması ise kişiye çeşitli konularda fikir üretmenin yolunu açar.   

KİMSE KİMSEYİ DİNLEMİYOR!
Birisini dinlemek birisine konuşmaktan daha zordur. İnsan beyni dakikada 600 kelimelik konuşmayı algılayabilecek bir kapasiteye sahipken normal konuşma hızının 100 ila 140 kelime arasında olması demek birisini dinlerken her dakikada yaklaşık 460 kelimelik bir zaman süresinde zihnin boş kalması anlamına gelir. İyi dinleyiciler bu zaman dilimini konuşmacının ne söylemek istediğine, nasıl düşündüğüne vb. ayırırken, kötü dinleyiciler o boşluğu kendi sorunları veya ilgisini çeken başka konularla doldururlar haliyle karşısındakine olan ilgisi de azalır. Zaten bu sebeplerden dolayı dinleyiciler ya iyi bir dinleyicidir ya da kötü bir dinleyicidir. İnsanlar dinlemeye konuşmaktan daha çok çaba, dikkat ve enerji sarf ederler. Dinlerken yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden dolayı düşüncenin belirli bir disiplin altına alınması gerekir ve bu da sinir sistemimizin yorulmasıdır.

Dinlemeyi zorlaştıran faktörlerden bir diğeri ise günlük yaşamda insanların zamanının çoğunu dinleyerek geçirmeleridir. Okulda, evde, işte, yolda, televizyonda, sokakta o kadar çok konuşma var ki insanların bütün bunları can kulağıyla dinlemesi mümkün değildir. Her konuşmayı dikkatle dinlemeye kalkan birisinin sinir sistemleri yorulur. 

Bir insan düşünün bulduğu her fırsatta konuşan ya da konuşmaya aşırı önem veren bu kişiden iyi bir dinleyici olmasını beklememeliyiz. Yine aynı şekilde anlatılan konuya bir türlü odaklanamayan, yorgun, kendisiyle meşgul olanlar maalesef iyi bir dinleyici olamıyor.

İyi bir dinleyici olmanın tek kuralı

İyi bir dinleyici nasıl olur desek pek çok şey yazabiliriz. Mesela iyi dinleyici karşısındaki konuşurken başka şeylerle ilgilenmez, göz teması kurar, sabırlı olur, dikkatlidir, arada sırada konuşmacıyı dinlediğini gösteren ifadeler kullanır, ben konuşacağım diye çabalamaz, konuşanın sözünü kesmez vb.

Aslında iyi bir dinleyici olmanın tek kuralı vardır. Kendinizi konuşanın yerine koyabildiğiniz zaman iyi bir dinleyici olabilirsiniz. Hiç kimse karşısında kendisini dinlemeyen, başka şeylerle meşgul olan, ikide bir sözünü kesen birine konuşan olmak istemez. Siz kendinizin nasıl dinlenmesini istiyorsanız başkalarını da o şekilde dinleyebilmelisiniz. Göreceksiniz ki iyi bir dinleyici olmak size çok şey kazandıracaktır.

Gökhan ZAFER