İktisatta formalizmin/matematiksel tekniklerin gelişmesi, bir taraftan iktisat disiplinine teorik derinlik katarken diğer taraftan da onu gerçek dünya meselelerinden koparmıştır. Matematik kullanımındaki ustalıkla iktisat, sosyal bilimler içinde en bilimsel disiplin olarak yer alırken gerçek dünya meselelerinden uzaklaştığı için de gerçekleşen krizleri hem öngörmekte hem de krizlerin gerçek nedenlerini analiz etmekte zorlanmıştır. Bu nedenle iktisadi kriz dönemleri genellikle hükümetlerin ekonomi yönetiminin yanında bir bilim olarak iktisadın doğasının da sorgulanmasına neden olmuştur. Yazılı ve görsel medyada hükümetlerin ekonomi yönetiminin içeriği tartışılırken akademisyenler ve entelektüeller de bir bilim olarak iktisadın güncel durumunu ve doğasını tartışır. İktisadın mevcut teorik konumundan rahatsızlık duymayan iktisatçılar hükümetlerin iktisadın evrensel yasalarını anlamadığı için iktisadı krizlerin ortaya çıktığını düşünmektedirler. Bu iktisatçılara göre hükümetler yaklaşan ekonomik daralmaları ve sıkıntıları çözümleyemedikleri için kriz doğmaktadır. İktisada teorik olarak mesafeli veya muhalif iktisatçılar ise mevcut haliyle iktisadın kendisinin ve bu iktisat öğretiminin gerçek dünya meselelerinden uzaklaştığı için kriz doğurduğunu ve bundan ötürü krizin günümüz iktisadına içkin olduğunu düşünerek duruma daha teorik açıklamalar getirirler.

Mevcut haliyle iktisadın krize içkin olduğu açıklaması iktisadın tarihsel koşullar sonucu edindiği konumla ilgilidir. Tarihsel seyir itibariyle iktisat, felsefeden ilk ayrılan sosyal bilim olmuş ve bu durumu diğer sosyal bilimlerden yalıtılmış bir dile sahip olarak matematiksel araçlarla güçlendirmiştir. Bunu İkinci Dünya Savaşı sonrası “Amerikanlaşma” ve formalizmle/matematikleşmeyle beraber çok güçlü bir şekilde sürdürmüştür. Hatta disiplin içinde ürettiği rasyonel seçim teorisini diğer sosyal bilimlere ihraç etmiştir. Ancak disiplinin edindiği bilimsel konum ve yayılmacı karakteri aynı zamanda kendi zaafına da işaret etmektedir.

Söz konusu zaafiyet iktisadın giderek düşünsel bir daralma yaşaması ve gündelik yaşamdan kopmasıdır (örneğin, cari Korona salgınına karşı iktisadın güçlü teorisine rağmen herhangi bir açıklama getirememesi). Bu düşünsel daralma disipline öylesine işlemiştir ki, iktisatçılar disiplinin egemen konumundan memnuniyet duyarken düşünsel zafiyetten hiçbir şekilde şikâyetçi olmamaktadırlar. Ancak tam da bu bağlamda mevcut iktisat bilimi birçok teorik meydan okuma ile karşılaşmıştır. Bu meydan okumaların en güçlüsü İslam iktisadı ve finansıdır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası post kolonyal dönemde ortaya çıkan İslam iktisadının mevcut veya konvansiyonel olarak tanımlanacak iktisat bilimi gibi gerçeklikten uzaklaşma sorunu yoktur. Çünkü İslam iktisadı bizzat gerçek dünya meselelerinin sonucu olarak doğmuştur. İslam iktisadı Hindistan alt kıtasında yani Pakistan’da, sömürgelerin uluslaşmaya başladığı bir dönemde “İslami kimlik” savunusuyla paralel gelişmiştir. Zamanla teorik bir bütüne kavuşmaya başlamış ve modern konvansiyonel iktisada alternatif olma iddiasını dillendirmiştir. Bu iddiayı Kur’an ve hadislere dayandırarak geliştirdiği bazı temel kavramlarla sürdürmüştür. Aynı zamanda temel ilkeleri de olan bu kavramlar adil ekonomik paylaşım, sosyal adalet, diğerkâmlık, ahlâk, insani davranış normları, refah, zekâtın yaygınlaşması ve faiz yasağıdır. Ayrıca Soğuk Savaş döneminde yaygınlaşan iktisadi sistem tartışmasına dâhil olan Müslüman düşünürler, kapitalizm ve sosyalizmden ayrı bir şekilde İslam’ın ekonomik vurgularını bir doktrin olarak savunmuşlardır. Teorik bir alternatif olmanın ötesinde uygulama alanı da bulan İslam iktisadı, bir yönüyle katılım bankacılığı şeklinde gelişmiş ve İslami finans adlandırmasıyla iktisat ve sosyal teori literatüründe yer etmeye başlamıştır. Böylece hem teorik hem de pratik yönleri bulunan İslam iktisadı ve finansı sadece Müslümanların veya Müslümanların yaşadığı ülke yöneticilerinin değil, modern konvansiyonel iktisada ve modern finansa alternatif arayışındaki bütün yatırımcıların, uzmanların, akademisyenlerin, entelektüellerin ve ülke yöneticilerinin dikkatini çekmiştir.

15.04.2020

Adem Levent

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünde doktora eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet Muş Alparslan Üniversitesinde görev yapmıştır. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. İslam iktisadı ve finansı, iktisadi düşünce tarihi, iktisat felsefesi ve kurumsal iktisat alanlarında çalışmalarına devam etmektedir. Levent’in ilgili alanlarda birçok akademik çalışması mevcuttur.

Leave a Reply