Tarih boyunca pek çok toplum asırlar boyunca süren gelenek, kültür, ilmi çalışmalar, toplumsal örf ve teamüllerin bir çıktısı olarak özgün nitelikleri olan iktisadi modeler geliştirir. İslam medeniyetleri de -özellikle erken dönemde- iktisadi düşüncenin bu özgün birikimine önemli katkılar sunar. Bu birikimi harekete geçiren etken -sosyal bilimlerin diğer dallarında olduğu gibi- iktisadi düşüncenin odağına insanın yerleştirilmesidir. Kainatın en seçkin varlığı olarak tanımlanan insanın çevre ile kurduğu ilişki biçimini (i) insan-yaratıcı, (ii) insan-doğa ve (iii) insan-insan ilişkisi olarak üç başlık altında inceleyen İslam’ın teolojik öğretileri, her ilişki türü için ahlaki normlardan beslenen teorik açıklamalar, uygulamaya yönelik tespitler ve uygulamaya yön veren kaide ve prensipler tesis eder. İktisadi hayata yön vermeyi hedefleyen bu prensipler günümüzde “İslam ekonomisi” başlığı altında kavramsallaştırılır ve alandaki araştırmaların sayısında son elli yılda ciddi ilerleme kaydedilir. İlk kez Pakistan-Hindistan hinterlandında kullanılan kavram sıklıkla iktisat teorisini bir dini inanış biçimi ile özdeşleştirdiği yönündeki bazı -haklı- eleştirlere maruz kalır. Buna rağmen heterodoks iktisadın alt disiplinlerinden birine dönüşen doktrinin adı olarak literatürde benimsenir ve yaygın biçimde kullanılmaya başlanır. Halen gelişimini sürdüren teorik argümanların temel savı kısaca; iktisadi problemin ve insan davranışının -ahlaki normlara büyük önem atf eden- İslam dininin teolojik prensipleri açısından incelenmesi için gösterilen çabanın sistematikleştirilmesi, şeklinde özetlenebilir. Bu tanıma; üretim, tüketim ve bölüşüm işlemlerini düzenleyen politikaların yerleşmesi için kurumsal mekanizmanın kurgulanması, düzenlenmesi ve kuramsal olarak gelişmini sürdürebilmesi için gerekli bilimsel çerçevenin geliştirilmesi de ilave edilebilir. Modern -kapitalist- iktisadi sistemi ile kıyaslandığında pek çok farklı normu öne çıkarmasına rağmen, günümüzde İslam iktisadı denildiğinde akla ilk faiz yasağı prensibi gelir. Teorik argümanlarda bu prensip o kadar fazla işlenirki semavi dinlerin tamamında olan faiz yasağı neredeyse İslam diniyle birlikte anılır hale gelir. Bunun sonucunda zihinlere faiz karşıtı olumsuz argümanların yalnızca İslam dinine özgü olduğu gibi hatalı bir algı yerleşir.

Bu yerleşik kanının aksine faiz yasağının geçmişi İslam’dan çok öncesine uzanır. Antik çağdan günümüze kadar oldukça uzun bir zaman dilimini kapsayan geçmişe sahiptir. Farklı zamanlarda pek çok düşünür (i) açık bir haksızlığa yol açtığı, (ii) maddi kaynakları belli bir zümrenin elinde toplanmasına sebep olduğu ve (iii) geniş halk kitlelerinin sömürülmesine yol açtığı gibi çeşitli gerekçelerden ötürü faize karşı çıkmıştır. Örneğin Antik Yunan’ın önde gelen filozoflarından Eflâtun faizi doğru bulmazken, öğrencisi Aristo’da “paranın parayı doğurmayacağını” belirterek faiz yoluyla sağlanan kazancı, tabii olmayan kazanç biçimi olarak nitelendirir. Budizm gibi tek tanrı inancı olmayan dinlerde bile bazı faiz karşıtı söylemlere rastlanır. Semavi dinlerde ise konu çok daha derinlemesine ele alınır. Toplumun fakirlik ve eşitsizlik gibi iktisadi sorunlarına karşı sosyal sorumluluğu pekiştiren infak gibi faiz karşıtı davranışlar ahlaki bir norm olarak topluma benimsetilmeye çalışılır. Faizli borçların yaygınlaşmasının önüne geçmek için tarihin çeşitli dönemlerinde farklı biçimlerde kısıtlayıcı ya da tamamen yasaklayıcı bazı tedbirler uygulanmaya konulmak istenir. Toplumun finansman ihtiyacını karşılayıcı alternatif çözümlerin geliştirilmesinde arzu edilen başarı sağlanamadığı için genelde bu tür tedbirler başarısız olur. Buna rağmen Ortaçağa kadar semavi dinlerin teolojik doktrinleri faiz yasağını savunmaya devam eder.

Faiz yasağını uzun süre aktif biçimde uygulayan Hıristiyanlık’ın kutsal kaynaklarından Luka İncili’nde faiz karşıtı ifadelere yer verilir. Kilise yasağın gerekçesi olarak, faizden sağlanan kazancın aslında verilen borçtan değil, borcun zamana yayılmasından elde edildiğini öne sürer. Kiliseye göre zamanın sahibi de Tanrı olduğu için, faizle borç veren kendine ait olmayan bir şeyden kazanç sağlamaktadır. Ancak Aydınlanma sonrası ivme kazanan Sanayi devriminin iktisadi beklentilerine cevap verecek yeni -faizsiz- finansal müesseseler geliştirilemediği ve kilisenin elinde hatırı sayılır düzeyde maddi kaynak biriktiği için faiz yasağı zamanla din adamları tarafından öne sürülen argümanlarla esnetilmeye başlanır. Batı dünyasında St. Aquinas, Martin Luther ve John Calvin gibi teologların içtihatları sonucunda yasak bir süre sonra uygulamadan kalkar. Ortaçağın iktisadi ikliminde başlayan tartışmaların Aydınlanma ile birlikte farklı bir boyuta evrilirmesi ile bugünkü -faiz tabanlı- modern iktisadi düşüncenin finansal temelleri atılır. Sanayi devrimi ile birlikte ivme kazanan finans sektörünün gelişim süreci hızlanır. Bu sürecin etkisi altında, kapitalist iktisat teorisinin neredeyse tüm kurumları faiz üzerine kurgulanır. O yüzden mevcut hali ile kapitalist bir ekonomi ile faizi birbirinden ayrı düşünebilmek mümkün değildir. Batı dünyasının kalkınma sürecine gelişmiş konvansiyonel finans sistemin sağladığı önemli katkı bu süreci hızlandırır.

Ancak iktisat tarihçileri konvansiyonel finansın tarihini Ortaçağdan başlatmanın hatalı olduğu kanaatinde hemfikirdir. Bugünkü modern sistemin arkasında Antik çağdan günümüze uzanan muazzam kültürel, siyasal ve -en önemlisi- hukuki birikim vardır. Finansal sistemin tarihindeki ilk hukuki düzenlemelerin geçmişi, M.Ö. 1955-1913 yılları arasında Bâbil’de hüküm süren, kredi sistemine yönelik kuralları ilk kez yazıya döken devlet adamı Hammurâbi’ye kadar uzanır. Hukuki düzenlemeler, banker tanrıların en kudretlisi Güneş Tanrısı Shamash’ın âdil kararlarını kendisine ulaştırdığı inancından dolayı 2.25 metre yüksekliğinde diroit bir blok üzerine kazıttırılır. (i) Borç verme işlemlerinin nasıl yapılacağı, (ii) borçların vadesinde nasıl tahsil olunacağı ve (iii) borçlunun hangi mallarının ne şekilde borca mahsup edileceği gibi hükümler içeren yasal düzenlemelere göre kredi menfaat aracı olarak kullanılmasında bir sakınca yoktur. Metinler arasında banka-mabedlerin ikraz işlerini düzenleyen bölümde “sibtou” adı verilen faizin alınmasına izin verilirken, bu faizin nispeti buğday, arpa, hurma gibi misli malların ikrazında sermayenin üçte biri (%33), gümüşten oluşan nakit paranın ikrazında ise beşte biri (%20) olarak belirlenir. Ancak sınırsız bir faiz serbestisinden bahsetmek mümkün değildir. Örneğin yasal düzenlemeler içinde, tabiî afetler gibi doğal olaylar sonucu mahsul alınamayan seneler için faiz talep edilemeyeceği gibi bazı kısıtlayızı düzenlemelerede rastlanır.

Tarihçilerine göre kredi sistemini uygulayan mali aracı kurumların tarihteki ilk örneği tapınaklar gibi banka-mabedlerdir. Toplum içinde tapınaklara duyalan güvenden dolayı insalar ihtiyaç fazlası değerli mallarını bunlara emanet ederler. Bu yapılarda görev alan din adamları, bir süre sonra insanların uzun süre -bir çeşit sertifika karşılığı- emanet bırakılan malları geri almaya gelmediklerini farkederler. Tapınak rahipleri de emanet malları ihtiyaç sahiplerine belli bir faiz karşılığında borç vermeye başlarlar. Bazı kaynaklarda bu durumun farkına varan zenginlerin de kredi esasına dayalı mali aracılık işlemleriyle uğraşmaya başladıkları rivayet edilir. Mezopotamya’da Kızıl tapınak, Sümer ve Babil’de Egîbi ve Murashu aileleri kredi esaslı özel bankaların ilk örnekleri olarak gösterilir.

Günümüzde ise kredi sistemi ağırlıklı olarak, oldukça gelişmiş ve faaliyet alanı giderek genişleyen modern faizli bankalarca yürütülmektedir. Son yıllarda Müslüman toplumlarda batı dünyasını örnek alan kalkınma politikalarını benimsenerek iktisadi büyümenin sağlanması için ihtiyaç duyulan finansman için faizsiz bazı alternatifler üzerinde çalışılmaktadır. Teolojik kaynaklarda ki faiz karşıtı ifadelerden ötürü müslümanların finansal ihtiyaçlarının karşılanması için alternatif arayışlara yönelinir. 1950’li yıllardan itibaren atılan bazı adımlar günümüz faizsiz finans sektörünün başlangıcı olur. Kısa sürede dünyanın pek çok ülkesine hızla yayılan faizsiz finans kuruluşları ortaya çıkar. Hızlı gelişim süreci, kapitalist ekonominin rekabetçi koşullarının dayatması ile birleştiğinde -kaçınılmaz olarak- bazı sorunlar baş göstemeye başlar. Özellikle bankacılık sektöründe faaliyet gösteren kurumların finansal uygulamaları teolojik anlamda ciddi eleştiri almaya başlar. Finansal uygulamaların faizsizlik koşulunu ne ölçüde yerine getirdiği sorgulanmaya başlanır.  Faizsiz bankacılık ile faiz ilişkisini irdeleyen bu tartışmalar faiz yasağından dolayı bu kurumlara ilgi duyanların zihinlerini meşgul eder.

Günümüzdeki bankacılık sektöründeki uygulamalara bakıldığında zihinlerdeki kuşkuları gidermek kolay değildir. Dünyanın değişik bölgelerinde farklı hukuki sistemelere göre oluşturulan ve birbirinden oldukça farklı iktisadi iklimlerde faaliyet gösteren bu kuruluşların ürünlerinin ve organizasyonel yapılarının teolojik statüsü ile ilgili hüküm verebilmek sanıldığı kadar kolay değildir. Her ülkenin kendi içinde değişenlik gösteren hukuki ve iktisadi yapısına bir de İslam dininin farklı mezhep ve yorumlarından kaynaklanan görüş ayrılıkları eklendiğinde “faisiz bankacılık ne kadar İslamidir?” sorusuna doyurucu cevap verebilmek güçleşmektedir. Bu yüzden her geçen gün faizsizlik ilkesine daha fazla riayet eden inovatif modeller ortaya çıkmaya devam etmektedir. Bu tür yenilikçi modellerin geliştirilmesi de pek çok açıdan toplumun yararınadır.

Murat Ustaoğlu
Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi

Kaynakça

Akalın, K. H. (2009). Eski Ahit metinlerinde J. Calvin’in faiz yorumu. Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitütüsü Dergisi, 13(1), 237-252.

Akdiş, M. (2015). Faiz ve Faiz Teorileri. In O. Altay (Ed.), Para İktisadı: Teori ve Politika (pp. 85). Ankara: Palme Yayıncılık.

Aristoteles. (2008). Politika (M. Tunçay, Trans.). İstanbul: Remzi Kitapevi.

Armerding, C. E. (2001). Borrowing and lending: Is there anything Christian about either? Transformation, 18(3), 146-154.

Bayindir, S., & Ustaoglu, M. (2018). The issue of interest in the Abrahamic religions. International Journal of Ethics and Sytems, 34(3), 282-303.

Bozik, M. S., & Demez, S. (2019). Antik Çağ Medeniyetlerinde Faizli Borç İlişkilerinin Kurumsal Kökenleri: Sümer, Babil ve Asur Dönemi. In M. Ustaoğlu & A. İncekara (Eds.), Faiz Meselesi (pp. 39-62). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniverstiesi Yayınları.

Çağatay, N. (1970). Ribā and interest concept and banking in the Ottoman Empire. Studia Islamica, 32(1), 53-68.

Cleary, P. (1914). The Church and Usury: An Essay on Some Historical Theological Aspects of Money Lending. Dubling: M H Gill.

Ferguson, F. (2009). Paranın Yükselişi:Dünyanın Finansal Tarihi. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Kirschhenbaum, A. (1985). Jewish and Christian theories of usury in the middle ages. The Jewish Quarterly Review, 75(3), 270-289.

Mevdudi, S. (1977). Faiz (Vol. 49). istanbul: Hilal Yayınları.

Saeed, A. (1996). Islamic Banking and interest: A study of prohibition of interest and its contemporary interpretation. Journal of King Abdulaziz University Islamic Economics, 17(2), 25-38.

Sili, A., & Çürük, S. (2013). Bir ideal toplum bileşeni olarak İslam’ın temel ekonomik ilkeleri. Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Analiz Dergisi, 2(1), 107-123.

Tarlan, S. (1986). Tarihte Bankacılık. Ankara: Maliye ve Gümrük Bakanlığı.

Zaim, S. (1995). İslam, İnsan, Ekonomi. İstanbul: Yeni Asya Yayınları.

Leave a Reply