Ülkemizde sosyal araştırmaların dağarcığında kurum kavramının yeri oldukça büyüktür. Ülkedeki hemen hemen her sosyal meselede ya yeterli kurumsal altyapının olmamasına değinilir ya da toplumsal sorunları çözmede kurumsallaşmanın ne kadar önemli olduğu dile getirilir. Herhangi bir sosyal meselemizin çözümünde belirli kurumlara sahip olmanın önemi üzerinde durulurken kurumsallaşmanın gerekliliği vurgulanır. Öyle ki sosyal meseleler tartışılırken örtük olarak kurum ve kurumsallaşma olmaksızın toplum olmanın nerdeyse imkansız olduğuna ilişkin bir yargı da bulunmaktadır. Pekiyi gerçekten de kurum ve kurumsallaşma bu kadar önemli midir? Sıklıkla kullandığımız ve sosyal çalkantılara karşı bir çözüm olarak sunduğumuz kurum ve kurumsallaşma tam anlamıyla ne ifade etmektedir? Kurum ve kurumsallaşma olmadan sağlıklı bir toplumsal düzen kurulamaz mı? Kurumlar ve kurumsallaşma İslam iktisadı ve finansı açısından önem arz etmekte midir? İslami kurum diye bir kavram çiftini kullanmak mümkün müdür?

Söz konusu soruları cevaplamadan evvel kurum kavramına ve kurumsal geleneğe kısaca değinmek yerinde olacaktır. Kurumlar ve kurumsallaşmanın genelde sosyal bilimlerde özelde de iktisat biliminde uzun bir geçmişi vardır. Hatta iktisat biliminde kurumları merkeze alan kurumsal iktisat adında bir düşünce okulu da bulunmaktadır. Kurumsal iktisat ise, kendi içinde eski ve yeni kurumsalcılık olmak üzere iki geleneğe ayrılmaktadır. Eski kurumsal iktisadın öncülüğünü Thorstein Veblen ve John Commons gibi düşünürler yaparken yeni kurumsal iktisadın öncülüğünü Ronald Coase, Douglass North ve Oliver Williamson gibi düşünürler yapmaktadır. Her iki gelenekte de kurumunların önemi büyüktür. Kurumlar olmadan insani hiçbir faaliyet açıklanamaz. Kurumları merkeze almadan ne ekonomi ne toplum ne politika ne de hukuk açıklanabilir. Pekiyi kurum nedir? Kurumlar bir toplumda oynanan oyunun kurallarıdır. Başka bir deyişle insan etkileşimi sonucu oluşan sosyal yapılardır. İnformel ve formel olmak üzere iki türlü kurum bulunmaktadır. İnformel kurumlar kültür, din, gelenek, örf, adetler ve davranış kuralları olmak üzere çeşitlidir. Toplumu değiştirip şekillendiren yazılı olmayan kurallardır ancak bağlayıcıdırlar. Elbette yasal yaptırım güçleri yoktur. Ekonomiyi, politikayı, hukuku etkilerler. Bu informel kurumların görülme sıklığı 100 ile 1000 yıl arasındadır. Bunlar toplumun içine yerleşik bir vaziyette bulunur. Formel kurumlar ise, anayasalar, yasalar ve sözleşmelerdir. Bunların yasal yaptırım gücü bulunmaktadır. Formel kurumların görülme sıklığı 10 ile 100 yıl arasındadır. Bunlar, yasal çevreyi oluşturan yapılardır.

Formel ve informel kurumsal yapılardan da anlaşılacağı üzere hemen hemen her toplumda kurumlar bulunmaktadır. Ancak bu kurumlar standart anlamıyla hastahane, okul veya herhangi bir kamu idare yapılanmasından ziyade yerleşik düşünce alışkanlıkları olarak anlaşılmalıdırlar. Yani uzun bir zamana yayılarak oluşmuş ve sonucunda yasal bir görünüme de kavuşmuş sosyal yapılardır. Hatta ülkelerin ve toplumların gelişmişlik düzeyleri de kurumlarla alakalıdır. Daron Acemoğlu ve James Robinson’a göre ülkelerin gelişmişlik farklılıkları kurumsal farklılaşma ile açıklanabilir. “Niçin bazı ülkeler diğerlerinden daha zengindir veya daha yoksuldur?” sorusunun cevabı kurumlarda gizlidir. Kapsayıcı ekonomik ve politik kurumlar geliştiren ülkeler zenginleşirken sömürücü ekonomik ve politik kurumlar geliştiren ülkeler yoksullaşmaktadır. Kapsayıcı kurumlar politik çoğulculuk, teknoloji ve yenilikler içerirken sömürücü kurumlar, elit yönetimi, içe kapalılık ve baskıcılık içermektedir. Gerçekten de ülkelerin ve toplumların farklı kurumsal yapılara sahip olmaları, ülkelerin ve toplumların gelişmişlik düzeylerini etkilemekte ve onların dünya içindeki konumunu göstermektedir. Acemoğlu ve Robinson’a göre Batının ekonomik olarak yükselişinin gerisinde kapsayıcı kurumsal yapılar üretmesi bulunmaktadır. Yani politik çoğulculuğa, teknolojiye ve yeniliklere açık olma durumu Batının ekonomik yükselişinin gerisinde yatan sebeplerdir. Batı, politik çoğulculuğu, teknolojiyi ve yenilikleri kültürel bir kurumsallaşmaya dönüştürdüğü için bugün bu haldedir.

Bu bakımdan yazının başlangıcındaki sorulara dönersek şunu söylemek mümkündür. Gerçekten de kurumsallaşma sosyal sorunların çözümünde önemli bir aşamadır. Kurumsal kültür, bir toplumu ayakta tutan önemli bir çimentodur. Şayet geleneğe uygun ve geçmişe dayalı kurumsal yapılar yoksa bir toplumun devamlılığını sürdürmesi çok güçtür. Örneğin, dine ve geleneğe dayanarak oluşturulan toplumsal yapılar daha uzun erimli ve sağlıklıyken kendi dini ve geçmişiyle problem yaşayan toplumlar daha çalkantılıdırlar ve güçlü kurumsal yapılar üretememektedirler. Bu nedenle kurumlar önemlidir. Çünkü sosyal yaşamımızı şekillendirirler.

Öte yandan bu kurumsal ve toplumsal yapı içinde bireylerin eylemlerini nasıl anlamak gerekir? Kurumsal çerçeve ve toplumsal yapı içinde bireylerin istekleri ve tercihleri tamamen toplumdan bağımsız değildir. Bireylerin istek ve tercihleri gerçekte kurumsal yapılar tarafından belirlenir. Birey bir “kültür” ürünüdür; davranış kuralları içinde bireysel eylemler şekillenir. Aynı zamanda bireyler istekleri ve tercihleriyle toplumsal yapıyı da etkilerler. Burada karşılıklı bir etkileşim söz konusudur. Bireysel eylemler hem kurumlardan etkilenir hem de onlara etki eder. Bireysel davranışın ortaya çıktığı ekonomik sistemin kendisi daha geniş toplumsal sistemin bir alt sistemidir. Bu nedenle incelemeler kurumlar, iktisadi süreçler, bunlar arasındaki ilişkiler ve bunların değişimi üzerine yönelmelidir. Söz konusu inceleme sırası bağlamında İslam iktisadı ve finansı kurumları önemsemeli ve kurumlardan iktisadi süreçlere ve toplumsal sisteme doğru bir analiz aparatı geliştirmelidir. Örneğin, informel ve formel kurumlar bağlamında İslam iktisadı ve finansının hem informel kurumları doğru teşhis edip bunlara göre hareket etmesi beklenirken formel kurumları da göz ardı etmemesi önemlidir. Sonuç olarak İslam iktisadı ve finansının gelişimi biraz da kurum ve kurumsallaşmayı ciddiye alıp almamasına bağlıdır denebilir.

27.07.2020

Adem Levent

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünde doktora eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet Muş Alparslan Üniversitesinde görev yapmıştır. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. İslam iktisadı ve finansı, iktisadi düşünce tarihi, iktisat felsefesi ve kurumsal iktisat alanlarında çalışmalarına devam etmektedir. Levent’in ilgili alanlarda birçok akademik çalışması mevcuttur.

Leave a Reply