İkinci Dünya Savaşı sonrası özelde iktisat bilimi genelde de bütün sosyal bilimler Amerikan hayat tarzının, kimilerine göre baskısıyla kimilerine göre de etkisiyle karşılaşmıştır. Bu durumun 1945’ten sonra, sosyal bilimlerin yapısını derinden etkileyen üç gelişme ile birlikte olduğu söylenebilir. Bunlardan birincisi, dünyanın siyasal yapısında meydana gelen değişmedir. Amerika Birleşik Devletleri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın en güçlü ekonomisi ve siyasal gücü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Artık dünyada Amerikan hegemonyası başlamış ve Amerikan kültürü giderek tüm dünyaya yayılmıştır. İkincisi, 1945’i izleyen yirmi beş yılda dünyanın, o güne kadar görülmemiş boyutta bir nüfus ve üretim kapasitesi artışı yaşamasıdır. Bu olgu, insan faaliyetlerinin hepsinin ölçek değiştirmesi anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu olgu, “kapitalizmin altın çağı” olarak bilinmektedir. Yüksek refah artışına bağlı olarak insanların tüketim alışkanlıkları değişmiş ve bu durum “bolluk toplumu” şeklinde nitelendirilmiştir. Bolluk toplumu, bir taraftan tüketim toplumu olarak belirtilirken diğer taraftan bu durumun içsel eleştirisi peşinde olanlarca tüketim toplumu eleştirilerini de ortaya çıkarmıştır. Üçüncüsü ise, ikinci gelişmeyle bağlantılı üniversite sisteminin dünyanın her yanında nicel ve coğrafi anlamda olağanüstü bir gelişme göstermesidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik bir avantaj elde etmesi, sosyal bilim faaliyetlerinin Amerikan kurumlarında yürütülmesine neden olmuş ve sosyal bilimlerin önceliklerinin nasıl belirlenmesi konusunda etkili olmuştur.

Söz konusu durum sonucunda iktisat bilimi, bir yandan İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan merkezli bir yönelim kazanırken diğer yandan bu yönelime bağlı olarak geliştirdiği matematiksel araçlarla kendinden emin bir iç egemenlik tesis etmiştir. Böylece iktisat diğer sosyal bilimlere nazaran çok güçlü bir ana akıma sahip olmuştur. Bu nedenle 1945 sonrası akademik bir bilim dalı olarak iktisadın gelişimi eş zamanlı bir şekilde uluslararasılaşma ve Amerikanlaşma sürecidir. Adı geçen uluslararasılaşma ve Amerikanlaşma, soyut teori, matematikleşme ve ekonometrik modellerin kullanılması sonucu disiplinin aşırı uzmanlaşması fakat aynı zamanda teorik daralması anlamına gelmektedir. Amerikanlaşma ve buna bağlı gelişen formalizm sonucunda iktisadın felsefe, etik, tarih ve sosyolojiyle bağlantılı bir sosyal bilim olduğu ihmal edilmiştir. Daha önce iktisadın sıfatı olarak yer alan politik de iktisatla ilişkisini neredeyse sıfırlamıştır. Matematik iktisadın dili olurken disiplin kesinlik söylemiyle gelişmiş ve az önce belirtilen sosyal bilimlerin belirsizliklerinden sıyrılmanın öz güveni artmıştır. Ancak bu durum aynı zamanda düşünsel bir daralma manasına gelmektedir.

Öte yandan İktisadın Amerikanlaşmasında Sovyetler Birliği’nden ve 1933 sonrası Avrupa’dan Amerika’ya gelen göçmen iktisatçıların büyük payı vardır. Savaştan kaçıp ve Amerika’ya yerleşen göçmen iktisatçılar oyun teorisi, kamu maliyesi ve kalkınma iktisadına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Dünyanın hegemonya merkezinin değişmesine ve göçmen iktisatçıların katkılarına bağlı olarak iktisat biliminin çekim merkezi Avrupa’dan Amerika’ya kaymıştır. Göçmen iktisatçıların başında Simon Kuznets, Wassily Leontief, Franco Modigliani, Joseph Schumpeter, Gottfried Haberler, Fritz Machlup ve Albert O. Hirschman gelmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası John Maynard Keynes’in iktisadi görüleri de Amerika’da etkili olmuştur. Amerikan hayat tarzıyla Keynes’in iktisadı görüşleri Paul Samuelson’ın şahsında birleşmiş ve savaş sonrası tüm dünyaya yayılmıştır.

Başta iktisat olmak üzere sosyal bilimlerin Amerikanlaşması entelektüel bir içerik dönüşümü anlamına gelmektedir. Amerikanlaşma ve formalizm sonucu gelişen aşırı uzmanlaşma ve teknikleşme, iktisat biliminin politik iktisat mirasından gelen çok yönlü doğasının gelişmesine engel olmuştur. Politik iktisat, pratik olaylar ve gerçek dünya meseleleriyle ilgilenirken İkinci Dünya Savaşı sonrası aşırı soyut ve matematikleşen teoriyle iktisat bilimi sosyoloji, felsefe ve tarih gibi diğer sosyal bilimlerle fikir alış verişini ihmal etmiştir. Soyut modellere dayanan ancak gerçek dünya meselelerine ve diğer sosyal bilimlere körleşen iktisat bilimi, 1945’ten günümüze yer yer eleştiriler alsa da, sosyal bilimler içinde en güçlü ve en nesnel bilim iddialarından da vaz geçmemiştir. Bu da her şeye rağmen onun cazibesini artırmıştır.

İktisat biliminin seyri 1945 sonrası bu şekilde devam ederken aşağı yukarı aynı tarihlerde İslam iktisat çalışmaları da baş göstermiştir. İslam iktisat çalışmaları, bir tarafıyla sömürgelerin uluslaşmaya başladığı ve gelişmeci (modernleşme) teorilerin egemen olduğu diğer taraftan da dünyada Amerikan hegemonyasının kurulduğu yılların ortasında bir karşı çıkış söylemi olarak doğmuştur. İslami dünya görüşünün bir yansıması olarak ortaya çıkan İslam iktisat çalışmaları, post kolonyal dönemde çoğunlukla Müslümanların yaşadığı devletlerde kapitalist gelişme başarısızlığını vurgulayıp Kur’an ve sünnet değerlerini merkeze alarak bir iktisadi model kurmayı amaçlamıştır. Yani İslam iktisat çalışmaları, İslami kimliğin gelişimine paralel olarak doğmuştur. Bu yönüyle iktisattan daha çok kültürel ve politik içerikle geliştiğine dair birçok eleştiri de almıştır.

İslam iktisat çalışmalarının eleştiriye konu olan birçok özelliği olsa da göze çarpan en belirgin karakteri moraliteden vaz geçmemesidir. Bu nedenle temel ilkeleri adil ekonomik paylaşım, sosyal adalet, sosyalizm ve kapitalizmden ayrı ekonomik bir sistem, kişisel çıkara dayanmayan davranış normları, refahın artırılması, zekâtın yaygınlaştırılması ve faiz yasağıdır. Politik içerikle gelişen İslam iktisat çalışmaları zamanla finans alanına kaymış ve modern bankacılık sistemi içerisinde İslami finans ve katılım bankacılığı şeklinde uygulama alanı bulmuştur. Böylece hem teorik hem de pratik yönler kazanan İslam iktisat söylemi etrafında kayda değer bir literatür gelişmiştir. Söz konusu literatür, İslam iktisadı lehine ve aleyhine olmak üzere ikili bir görünüm arz etmektedir. İslam iktisadı taraftarları hem teorik hem de pratik olarak İslam iktisat çalışmalarının gelişiminden memnuniyet duyarken İslam iktisadı eleştirmenleri, İslam iktisat çalışmalarının özü itibariyle modern ekonomiye uymadığı veya modern ekonomiye sistematik bir alternatif oluşturmadığı gerekçesiyle ona karşı çıkmaktadırlar.  

Günümüzde birçok yazar İslam iktisat söyleminin gerçekçi bir zemine oturup oturmadığını tartışmakta ve İslami finans olarak uygulama alanı bulan faiz yasağının ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamaktadır. Eleştirilerin yoğunlaştığı nokta, İslam iktisat çalışmalarının hem teorik hem de pratik olarak uygulanmasının zorluğuna yöneliktir. Faiz yasağının pratikte delindiği ve İslam iktisadının ütopik veya ideal bir söylem olarak kaldığıdır. Bu bakımdan İslam iktisat çalışmalarının gerçekliği sorgulanmaktadır. Ancak unutulmaması gereken içinde yaşadığımız dünyayı her yönüyle kapitalist ilişkilerin belirlediğidir. Sınırsız sermaye birikim rejimi modern dünyayı domine etmektedir. İster akademik anlamda pür teorik çalışmalar isterse de bankacılık ve finans anlamında tüm pratik işlemler olsun, sınırsız sermaye birikimini esas alan modern kapitalist akıl yürütme tarafından belirlenmektedir. Bu belirleyicilik altında İslam iktisat çalışmalarının yeterli politik ve maddi güç elde etmeden kuvveden fiiliyata geçmesi elbette zordur. Modern kapitalizm kendi akademik kültürünü, hukuk mevzuatını ve politik sistemini dayatırken ona alternatif söylemiyle yola çıkan modellerin uygulama imkânı bulması güçleşirken aksine ondan etkilenmesi tabiidir. Bu vasatta kapitalist sistemin aşılması için toplumsal ilişkilerden ayrı ve kendine has bir iktisadi modelden ziyade toplumsal ilişkiler içerisinde anlam bulan bir iktisat tasavvuru gerçekleştirilebilir. İslam iktisat çalışmalarının böyle bir potansiyeli olduğunu söylemek mümkündür. Fakat bu potansiyel, gündelik yaşamın İslami ahlak kuralları temelinde örgütlenmesiyle gerçekleşebilir. İlgili potansiyelin gündelik yaşamı kuşatma önceliği olmadan konvansiyonel iktisat tarzında bir teori inşasında kullanılmaya çalışılması, mevcut düzeni tekrar tahkim eden bir tecrübeye dönüşme tehlikesini barındırabilir. 

19.09.2020

Adem Levent

İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünde doktora eğitimini tamamladıktan sonra bir müddet Muş Alparslan Üniversitesinde görev yapmıştır. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. İslam iktisadı ve finansı, iktisadi düşünce tarihi, iktisat felsefesi ve kurumsal iktisat alanlarında çalışmalarına devam etmektedir. Levent’in ilgili alanlarda birçok akademik çalışması mevcuttur.

Leave a Reply